23.6.2014

Batı Nil Hastalığı

 

 Dr. Aysel ÜNSAL BACA

Uzman Veteriner Hekim

 

Batı Nil Hastalığı (West Nile Disease, WND) meningoensefalitis ile karakterize sivrisinekler tarafından bulaştırılan yabani ve bazı evcil kuşlarda ve özellikle de tek tırnaklı hayvanlar ve insanlarda hastalık oluşturan bir hastalıktır.

Virus ilk defa 1937 yılında Uganda'da Nil nehrinin batısında ateş semptomları gösteren bir kadından izole edilmiştir. Fakat hastalığın ilk identifikasyonu 1958 yılında Avrupa'da gerçekleşmiş olup 1999 yılında da hastalık Amerika kıtasında ortaya çıkmıştır.

Batı Nil hastalığı zoonoz bir hastalıktır, insanlarda kullanılmak üzere henüz ticari bir aşısı mevcut değildir. Hastalıktan korunmak için tek yol sivrisinek ısırmasından korunmaktır.

Etken
Etken Flavivirus ailesi, içinde yer alan bir Arbovirus'dur Batı Nil Hastalığına neden olan virus, tek zincirli, pozitif polariteli, 50nm çapında, protein bir kapsid ile çevrilmiş, ikosahedral simetrili ve zarflı bir RNA virusudur. Viral genom 3 adet yapısal protein, E (envelope), prM/M (membran), C (capsid) ve 7 adet yapısal olmayan proteine sahiptir ( NS1, NS2a, NS2b, NS3, NS4a, NS4b ve NS5). Glikoprotein E (envelop) bir hayli immunojenik olduğundan dolayı en önemli Flavivirus antijenini oluşturmaktadır. Envelope proteini gen sekanslarına göre 4 farklı virus tanımlanmıştır.

Lineage 1; Avrupa, Orta doğu, Asya, Avustralya ve Kuzey Amerika'da görülmüştür.
Lineage 2; İlk olarak 1937 yılında Uganda'da izole edilmiş olup Güney Orta Afrika ve Madagaskar suşu olarak sınıflandırılmaktadır. Lineage 2 yakın zamanlarda Macaristan'dan izole edilmiştir.
Lineage 3; 1997 yılında Çek Cumhuriyetinde Avusturya sınırına yakın bir bölgede sivrisineklerden izole edilen ve Rabensburg virusunu da içeren bir grubu oluşturmaktadır.
Lineage 4; Caucasus bölgesinden izole edilen bir suştur.
Şimdiye kadar klinik belirti ve semptom oluşturan ciddi epidemilerde yalnızca Lineage 1 izole edilmiştir.

Virus doğal ve deneysel inaktive edici ajanlara karşı dayanıklı değildir. Dış ortamda kolayca yıkımlanır ve yaygın olarak kullanılan bütün dezenfaktanlara hassastır. Virus in-vitro olarak farklı memeli primer hücre kültürlerinde, memeli sürekli hücre kültürlerinde ( VERO, BHK21, RK13, SW13) , insect hücre kültürlerinde (C6/36, Aedes albopictus ve Aedes aegypti) ve embriyolu yumurtada üreyebilmektedir.


Patogenesis
Omurgalı bir konakçı, sivrisinek veya kene gibi enfekte bir vektör tarafından ısırıldığında infeksiyon başlar. Virus ilk olarak ısırılma bölgesinde ve bölgesel lenf yumrularında replike olur sonra lenf damarları aracılığıyla kan dolaşımına taşınır. Farelerde virusun deride var olan Langerhans hücreleri tarafından lenf düğümlerine taşındığı bildirilmiştir. Viral replikasyon ve viremi infeksiyonu diğer dokulara da taşır, zamanla merkezi sinir sisteminde virus titresi artar. Flavivirusların sinir sistemini nasıl istila ettikleri tam olarak bilinmese de bununla ilgili hipotezler mevcuttur. Viremi seviyesi ile konakçının durumu ve mevcut viral suş arasında yakın ilişki mevcuttur.

Epidemiyoloji
Batı Nil Virusu sivrisineklerle bulaştırılır ve hastalığın bulaşmasında iki farklı epidemiyolojik siklus gözlemlenebilir. Birinci siklus sivrisinek ve kuşlar arasında , ciddi ensefalitisin meydana gelebildiği ikinci epidemiyolojik siklus ise sivrisinek ve çeşitli memeli türleri (insan ve tektırnaklılar dahil) arasındadır.

Hastalığın oluşumu ve yayılışı birçok faktöre bağlıdır. Bunlar arasında hastalığı nakledebilecek yapıdaki vektörlerin çokluğu, infekte kanatlıların yoğunluğu, ekolojik, iklimsel ve çevre faktörleri sayılabilir.

Virus muhtemelen dünyada en yaygın olan Arbovirus olarak gösterilmektedir. Batı Nil Hastalığı virusu kendini kolayca farklı çevre koşullarına adapte edebilmektedir. Infeksiyon Okyanusya dışında hemen hemen bütün kıtalarda ve farklı iklim koşullarında gözlenmiştir.

Konakçılar
Virus yüzellinin üzerinde yabani ve evcil kanatlıdan izole edilmiştir. Yabani kanatlılar virusun başlıca omurgalı konakçısını oluşturmaktır. Memeliler kanatlıların aksine virusun bulaşması ve yayılmasında ihmal edilebilecek bir role sahiptirler. İnsanlar hastalık taşıyıcı bir vektör tarafından ısırılmaktan başka hastalığı, kan transfüzyonu, infekte hastadan organ nakli, anne sütü ve anneden yavruya dikey bulaşma şeklinde alabilirler. Hastalığı bulaştıran başlıca sivrisinek vektör Culex cinsi içinde yer alan Ornithophile 'dir.
 
Batı Nil Hastalığının doğada birincil bulaşma siklusu sivrisinek-kanatlı-sivrisinek dir. Yabani göçmen kuşlar hastalığın yayılmasında hastalığı endemik bölgelerden hastalıksız bölgelere taşımalarıyla önemli rol oynarlar


Klinik Belirtiler, Teşhis
Infeksiyon atların çoğunda asemptomatik seyreder, yalnızca %10 unda nörolojik semptomlarla karakterizedir. İnkübasyon periyodu 3-15 gün arasındadır. En önemli bulgu spinal cord hasarıdır. Kanatlılarda inkübasyon süresi 3-4 gündür. Bazı kanatlılar hiçbir belirti göstermezken bazılarında sinirsel belirtiler gözlemlenebilir. Hassas kanatlılarda ölüm oranı %25-%40 arasında değişmekte ve genellikle ilk 24 saatte meydana gelmektedir. İnsanlardaki vakaların çoğunda herhangi bir hastalık tablosu oluşmaz. Hastalığa yakalananların %20 sinde grip benzeri semptomlar meydana gelir. İnkübasyon periyodu 2-15 gündür. Yaklaşık olarak vakaların 150de birinde virus merkezi sinir sistemini etkiler. 50 yaş üzeri ve immun bakımdan zayıf kişiler yüksek risk grubunu oluşturmaktadır. İyileşme 7-14 gün içinde gerçekleşir.


Kan ve hedef organlarda virusun varlığının direk olarak saptanmasıyla teşhis mümkündür. Hastalığın teşhisinde kullanılabilecek teknikler; virus izolasyonu, indirek immunofloresan, Complement Fixasyon, ELISA testi, immunohistokimyasal teknikler ve moleküler biyoloji teknikleridir (OIE Manual de bu amaçla nested RT-PCR testine büyük yer verilmiştir).
 
Hastalığın karıştığı hastalıklar; Kuduz, Durin, Herpes virus infeksiyonu, Borna hastalığı, Tetanoz, Botilismus, Hipokalsemi, ağır metal zehirlenmesi ve Equin encephalomyelitisin bazı formlarıdır.


Korunma ve Kontrol
Survey çalışmaları planlanırken bir kontrol programıyla birlikte düşünülmeli, kanatlı-sivrisinek ekolojisi dikkate alınmalı ve sentinel hayvanlar kullanılmalıdır.

İnsan ve kanatlılarda kullanım amaçlı ticari bir aşı mevcut değilken atlar için attenue, inaktif ve rekombinant aşı çalışmaları mevcuttur. Recombinant aşılar klasik canlı attenue aşılarla karşılaştırıldığında oldukça güvenli gözükmektedir.

''