Mikobakterilerin ekolojisi ve veteriner hekimlikte mikobakteriyoloji

Dr.Seza ESKIZMIRLILER

Mycobacterium genusu, memelilerde Tüberküloz ve lepranın da  arasında bulunduğu ciddi hastalıklara neden olabilen patojenleri içerir  ve 4 gruba ayrılır:

A-Tüberkülozis etkenleri: Mycobacterium genusu içinde Mycobacterium tuberculosis complex (MTBC) tanımlanır. M. tuberculosis  kompleks (MTBC) bakteriyolojik özellikleri ve genetik benzerliklerine göre birbirleriyle yakın ilişkili Mycobacterium türlerinin bir grubuna verilen isim olup, kapsamı içindeki mikobakterilerin  tümü insan ve diğer memelileri etkileyen TB’a sebep olur. Bunlar; M. tuberculosis (insan tipi), M. bovis (sığır tipi), M.caprae (sığır, evcil hayvanlar), M.microti (murin tipi, insan ve hayvanlarda), M. africanum (insan tipi).                         

B-Tüberküloz oluşturmayan mikobakteriler: Bu grup, Tüberküloz etkeni olmayan (atipik) Mikobakteriler, Çevresel Mikobakteriler veya M. tuberculosis dışı mikobakteri (MOTT) türü olarak da adlandırılır. Mycobacterium genusu içinde 91 tanımlanmış Mycobacterium sp. bildirilmiştir. Su, toprak, hava ve hasta insanlardan izole edilen mikobakterilerin %30’unun, identifiye edilmiş Mycobacterium türlerinden herhangi birine ait olmadığı da bildirilmiştir. Kısacası identifiye edilmeyi bekleyen yeni türler bulunmaktadır. Moleküler yöntemlerin sık kullanımı ve daha gelişmiş moleküler testlerle çevresel mikobakterilerin tespiti daha da artacaktır. Atipik mikobakteriler, M. tuberculosis kompleksinden, obligat patojen olmayıp, çevrenin doğal bir parçası olmaları ile ayrılırlar. Saprofitik, kommensal veya simbiyotik yaşam süren canlılar olarak görülebilirler.Bunlar büyüme hızları, koloni morfolojileri, antibiyotik duyarlılıkları, plasmidleri ve virulensleri yönünden kendi aralarında da büyük çeşitlilik gösterirler. Kanatlılarda hastalık yapanlar; M. avium, soğuk kanlı hayvanlarda hastalık yapanlar; M. marinum (balıklarda), M.piscium (kurbağa, kaplumbağa, kertenkele, yılan ve sazan balıklarında), M. renae  (kurbağa), M. cheloni  (kaplumbağa).

Tüberküloz etkeni olmayan mikobakteriler su, hava, toprak ve toza maruz kalma- solunum, yutma, deride yaralanmalara bağlı çatlaklar, cerrahi işlemler yoluyla bulaşmaktadır. M. tuberculosis’in aksine uzun süreli yakın temas gerektiren  M. leprae dışında kişiden kişiye bulaşmazlar. Tanımlanmış atipik türlerin hemen hemen yarısı hayvanlar ve insanlarda fırsatçı infeksiyonlarla ilişkili olup sporadik salgınlara neden olmuştur. Atipik mikobakteriler  tüberkülozu taklit eden akciğer infeksiyonlarına, lenf düğümü infeksiyonlarına, kemik infeksiyonlarına, apselere, belli bir bölgeye yerleşik veya vücut içine yayılmış deri ve yumuşak doku infeksiyonlarına neden olabilir. Bu bakterilerin çoğu yavaş yavaş çoğaldıklarından infeksiyonun ortaya çıkması ilk bulaşmasından itibaren haftalar, aylar, hatta yıllar sonra gerçekleşir.

Bunlar tüberküloid etkenler olarak da bilinirler. 1959 yılında Runyon tarafından yapılan sınıflandırmaya göre 4 gruba ayrılırlar.

1- Fotokromojen mikobakteriler; Işığa maruz kaldıklarında pigment üretirler. Başlıcaları, M.kansasii (insan akciğerlerinde bozukluk yapar), M. marinum (balıklardan izole edilmiştir, insan derisinde ülser yapar), M. simiae.

2- Skotokromojen mikobakteriler: Karanlıkta pigment üretirler. M. scrofulaceum (çocuklarda servikal adenitis yapar), M.flavescens (apatojeniktir)  ve M. szulgai (nadiren insanlar da deri ve akciğerlerde infeksiyona neden olur), M. gordonae.

3- Nonkromojen mikobakteriler : Pigment oluşturmazlar. Bu grupta; M. avium kompleksi (MAC). M. ulcerans, M. xenopi, M. malmoense, M. terrae, M. haemophilum ve M. genavense yer alır.

4- Hızlı gelişim gösteren mikobakteriler: M. fortuitum (insanlarda deri bozukluğu yapar) M. chelonae, M. abscessus, M. peregrinum. M. smegmatis ve M. flavescens.

C- Saprofitik asido-rezistantlar: İnsan ve hayvanlarda hastalık  oluşturmazlar. Genel besiyerlerinde kolayca üreyebilirler. M.phlei (apatojenik ot basili), M.smegmatis (apatojen)

D- İnsan ve hayvanlarda hastalık oluşturanlar: Bu grupta, M. leprae (insanlarda lepra etkeni) ve M. paratüberkülozis (Johne basili, ruminantlarda paratüberkülozis’in etkeni) yer alır.

 

VETERİNER HEKİMLİKTE  MİKOBAKTERİYOLOJİ

Bu kapsamda en önemli mikobakteriler; M. bovis, M.avium ve M.paratüberkülozis’dir.

Sığır Tüberkülozu; Sığır tüberkülozunun etkeni olan M. bovis, MTBC’i içerisinde en geniş konakçı dağılımına sahiptir ve insanlar da dahil olmak üzere çok sayıda memeli türünü infekte edebilir. M. bovis, aside dirençli, aerobik, sporsuz, hareketsiz ve kapsülsüz bir bakteridir. M. bovis, halk sağlığı yönünden III. seviyede riskli patojenler grubundadır.

 Gelişmiş ülkelerde eradikasyon çalışmaları sığır TB’nun prevalansını önemli ölçüde azaltmıştır, ancak vahşi yaşamdaki rezervuarların tam eradikasyonu zordur. M. bovis’in vahşi yaşam rezervuarları sığırlar için infeksiyon kaynağıdır. Tüberküloz kontrol programı uygulanmayan ülkelerde sığır TB’u insan sağlığı için önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Türkiye’de 5996 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu ve Yönetmeliğine göre sığır tüberkülozu ihbarı mecburi ve mücadelesi zorunludur. Tuberkülozlu hayvanlar, tazminatlı olarak kesilir, Etleri hakkında yukarıdaki yönetmelik ve Etlerin Teftiş Talimatı'na göre işlem yapılır. Süt sığırcılığı yapanlar her yıl ineklerini Tuberkülin Testi yaptırmaya zorunludur

Uluslararası Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (OIE)’ne Türkiye’den 2005 yılında 102, 2006 yılında 277, 2007yılında 312, 2008 yılında 422, 2009 yılında 254, 2010 yılının ilk altı ayında 66 vaka bildirilmiştir. Ülkemizdeki süt sektörünün Avrupa Birliği ülkelerine  süt ve süt ürünleri ihracatı yapabilmesi için TB’dan ari sığır işletmeleri oluşturması gerekmektedir. Bu amaçla 2005 yılı hayvan hastalık ve zararlıları ile mücadele programında belirtildiği üzere Balıkesir, Edirne, İstanbul, İzmir, Eskişehir, Kırklareli, Kahramanmaraş, Konya, Tekirdağ illerinde TB’dan ari sığır işletmeleri oluşturma çalışmaları başlamıştır. Yine 2009 yılı hayvan hastalık ve zararlıları ile mücadele programında belirtildiği üzere Hayvancılığın Desteklenmesi Hakkında Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen iller dışında kalan illerimizde faaliyette bulunan ve en az 10 baş süt sığırı bulunan süt işletmelerinde ve Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğüne bağlı hayvancılık işletmelerinde, istekleri halinde gönüllülük kapsamında hastalıktan arilik çalışmaları başlatılmıştır, yapılan çalışmalar sonrasında özel işletmeler desteklemelerden yararlandırılmaktadır. Ülkemizde sığır tüberkülozunun insidansına ilişkin az sayıda çalışma vardır. 1991-1994 yıllarında Sığır tüberkülozunun tüberkülin testi baz alınarak yapılan prevalans çalışmalarında sürü ve bireysel prevalans Trakya bölgesinde (Edirne, Kırklareli, Tekirdağ) düşük, Sakarya ve Tokat'ta  sürü prevalansı, Kastamonu ve Elazığ’da bireysel prevalans yüksek bulunmuştur. Ülkemizde hayvan sayısının fazla oluşu ve coğrafi dağılımının çeşitliliği, hayvan hareketlerinin yoğun oluşu ve kontrol sisteminin yetersizliği nedeniyle prevalansta her yıl değişimler gözlemlenmektedir.  Kayseri civarında yapılan bir çalışmada, sığır TB’unun prevalansı %1.49 olarak saptanmış, Van ilinde sığırlardan alınan burun akıntısı ve süt örneklerinin PCR yöntemi ile muayenesi sonu burun akıntısı örneklerinde 3, süt örneklerinde ise 1 pozitiflik saptanmıştır. Ankara çevresindeki mezbahalardan toplanan  sığır TB’u şüpheli örneklerde real-time PCR ile M. bovis’in  genotiplendirildiği bir çalışmada ise, 9 M. bovis DNA’sında 3 farklı spoligotip ortaya konulmuştur. Türkiye’de vahşi hayvanlarda TB’un prevalansı, dağılımı ve populasyon yoğunluğu ile bunların evcil hayvanlar ile insanlarla olan ilişkilerine ait parametreler de çok azdır. Bu durum hastalıkla mücadeleyi güçleştirmektedir. Ülkemizde  mevsimsel yapılan yaylacılık sırasında vahşi domuz ve geyiklere ait infeksiyöz materyallerle bulaşık otlakların bulaş kaynağı olabileceği bildirilmektedir, bir mink ve kedide de TB vakası rapor edilmiştir.

            İnfeksiyon özellikle sığır yetiştirilen ülkelerde çok yaygındır. Hayvanların sıkışık, havasız, hijyenik olmayan barınaklarda bir arada bulunmaları, uygun olmayan bakım ve beslenme koşulları, sığırların kanatlılarla aynı yerde barındırılmaları, dışarıdan sürüye kontrolsüz hayvan katılması, hastalığın bulaşmasını ve yayılmasını kolaylaştırmaktadır. Sığırlar için esas hastalık kaynağı çevredir. Sığırlarda başlıca bulaşma yolu çoğunlukla solunum yoludur. Fakat kontamine materyalin sindirim yoluyla alınması ile de infeksiyon meydana gelebilir. Kongenital bulaşma ve nadiren deri yoluyla bulaşma görülür.

 

Kontrol ve Eradikasyon

Sığır tüberkülozunun eradikasyonu uzun yıllar alan güç bir süreçtir. Dünyada sığır tüberkülozunun eradikasyonu amacıyla  ülkeler değişik metotlar izlemiştir. Bu metotların prensipleri şu şekilde sıralanabilir; Test  ve Reaktörlerin Ayrımı,Test ve Reaktörlerin Kesimi, Test ve Populasyon Dışına çıkartma, Kesimlerin Kontrolü ve Enfekte sürülerin geriye dönüşümlü izlenmesi, Kesimlerin Kontrolü ve Enfekte sürülerin geriye dönüşümlü izlenmesi, Sürü Sağlığı Takibi, Bölgesel ve Ülkesel Eradikasyon.

 

Sığır Tuberkülozunun kontrolunda 

Sığır Tüberkülozunda tedavi, aşı  veya duyarlılığın giderilmesi yönünde muamele yasaktır. Tüberkülin testi ile portörler saptanarak imha edilmeli, sağlam hayvanlara sağlık sertifikası verilmeli ve bu sertifika alım satımda mutlaka aranmalı,
mezbahalarda kesimden sonra tüberkülozlu olduğu saptanan hayvanların geldiği sürülerin izlenerek başka portörlerin varlığı araştırılmalıdır. Yurt dışından kaçak hayvan gelişi önlenmeli, hayvan ithalatı Tüberküloz ari ülke veya bölgelerden yapılmalıdır.  
Tuberküloz çıkan ahırlara karantina tedbirleri uygulanır.

 

Kanatlı Tüberkülozu :

Mycobacterium avium (M. avium) veya Mycobacterium genavense (M. genavense) tarafından oluşturulan kronik ve bulaşıcı bir hastalıktır. Kanatlı tüberkülozunun evcil hayvanlardan en fazla tavuklarda daha sonra hindi, kaz, güvercin, deve kuşu, bıldırcın, sülün, muhabbet kuşları gibi diğer evcil ve yabani kanatlılarda görüldüğü bildirilmiştir. Bulaşma; fekal-oral yolla olmaktadır. Hastalık ilerleyici kondüsyon kaybı ile karakterizedir; kanatlılar normal miktarlarda yem tükettikleri halde zayıflamaya devam ederler.

Ticari entansif işletmelerde; kanatlıların kısa yaşam süreleri, hijyen ve ortam dezenfeksiyonuna dikkat edilmesi nedeniyle Tüberküloz nadiren saptanmaktadır . M. avium, memeli hayvanlarda (sincap, domuz gibi) da hastalığa sebep olmaktadır . Ancak infekte hayvanlarla temas yada infekte hayvan ürünlerinin tüketilmesi yoluyla (başta yumurta) insanlara da bulaşabildiğinden (özellikle immun sistemi baskılanmış insanlar) halk sağlığı açısından önemli bir infeksiyondur.

Kanatlı tüberkülozunda lezyonlar genellikle karaciğer, dalak, bağırsaklar ve kemik iliğinde ortaya çıkar. Lezyonlara seyrek olarak akciğer, kalp, böbrek, pankreas, beyin, ovaryum, testis, iskelet kasları, deri, yüz, gaga ve göz etrafında da rastlanabilir. Organlarda oluşan lezyonlar nodüler yapıda, değişik büyüklükte, griden sarıya veya beyaza kadar değişen renktedirler. Ancak insan ve memeli hayvan tüberküllerinde gözlenen kireçlenme kanatlı tüberkülozunda çok seyrek olarak gözlenmektedir. Türkiye’de histopatolojik incelemede bir güvercinde Tüberküloz olgusu tanımlandığı bildirilmiştir.

Patogenez: Hayvanların tüberküloz etkenine karşı verdikleri doğal reaksiyon, mikroorganizmaların saldırı gücüne ve vücudun savunma aktivitelerine bağlıdır. Mikroorganizmalar ilk girdikleri organ ve dokularda yerleşir, ürer, bu organ/dokularda  ve bunlara ait lenf yumrularında bozukluklar gelişir (Primer kompleks). Vücudun dirençli olduğu durumlarda primer efektler iyileşebilir veya bazen de bunlar hiç belli olmayabilir (Tam olmayan primer kompleks). Bunlar Tüberkülin Testi ile ortaya konabilir. Bu lezyonların içinde canlı mikroorganizma bulunur. Konakçı direncinin zayıfladığı, lezyonların aktive olduğu durumlarda,  mikroorganizma tekrar üremeye başlarlar. Bu odaklardan kana karışan mikroorganizmalar vücuda yayılarak generalizasyona neden olurlar (Erken generalizasyon). Akciğerlerde gelişen lezyonlar,  kan damarlarına ulaşabilir ve bunların cidarını zedeleyerek kanamalara yol açabilir. Kan damarlarına ulaşan mikroorganizmalar kan yoluyla vücuda yayılarak akciğerlerin yanı sıra, diğer organ ve dokularda da  lezyonlar meydana getirebilirler. (Generalize miliyer tüberküloz)

Teşhis: Tüberkülozdan şüpheli canlı hayvanlara ait idrar, süt, kraşe, uterus akıntıları, deri kazıntıları, sperma ile  şüpheli ölü hayvanlara ait lezyonlu doku ve organlar bakteriyolojik muayene için soğuk zincirde laboratuara ulaştırılmalıdır.  Etken, bakteriyoskopik muayenede  Ziehl-Neelsen boyama ile görülebilir. Kültür veya izolasyon mikobakterilerin saptanması için altın standart test olarak kabul edilmektedir. Mikobakterilerin  kültürü  için en yaygın bilinen Lowenstein Jensen (LJ) besiyeri olup, BACTEC gibi sıvı kültür sistemleri bazı tıp ve veteriner laboratuarlarında rutin olarak kullanılmaktadır. Bu otomatize sistemlerin kullanımı ile kültür yönteminin duyarlılığı artmış ve üreme süresi kısalmıştır. Sığır TB’ nin direkt teşhisinde en çok kullanılan  test intradermal tüberkülin testi (alerjik deri testi) dir. M. bovis’in teşhisinde klasik intradermal tüberkülin testi yanısıra, birkaç yeni serolojik test de kullanılır. Bu testler genellikle intradermal deri testinin sonuçlarını teyit  etmek veya hatalarını düzeltmek için yardımcı test olarak kullanılırlar. Lenfosit profilerasyon testi ve gamma interferon (IFN-γ) testi hücresel immüniteyi, ELISA ise humoral immüniteyi ölçer. Son yıllarda Tuberkülozun teşhisinde geliştirilen moleküler yöntemler, bakteriyolojik kültür yöntemlerine göre daha hızlıdır. Tuberküloz basilini saptadığı gibi etkenin tiplendirilmesinde de kullanılabilir.

Paratüberküloz (Johne's disease): Sığır, koyun ve keçilerin barsak duvarının kalınlaşması, daire ve zayıflama ile karakterize kronik infeksiyöz bir hastalığıdır. Hastalığın etkeni  Mycobacterium paratuberculosis, son yıllarda M.avium'un bir alt türü olarak (M.avium subspecies paratuberculosis) sınıflandırılmaktadır. Etken, M. avium’a genetik olarak benzer olup,  memelilerin tüberküloz kompleksindeki patojenik mikobakterilere (M. tuberculosis ve M. bovis) ve insanlarda cüzzam sebebi olan M. leprae’ya genetik olarak benzer değildir. Bakteri, fiziksel ve kimyasal etkenlere karşı dirençli, türlere göre patojenitesi ve kültürel özellikleri farklı olan birkaç suşu vardır. Her suş, sığır, koyun ve keçileri infekte edebilir ve hastalık oluşturabilir.

           Paratüberküloz, çoğunlukla sığır, koyun ve keçilerin bir hastalığı olarak bilinmekle birlikte tüm ruminantlar infeksiyona duyarlıdır. Hastalık, vahşi yaşamda ve hayvanat bahçelerindeki ekzotik hayvanlarda da bir problem olarak tanımlanmış, at, domuz ve tavuklarda ise deneysel infeksiyon oluşturulmuştur. Basiller, bu konakçılarda çoğalabilir ancak klinik hastalık genellikle gelişmez. Hastalık, fare, sıçan, kobay, hamster, güvercin ve tavşanlara da bulaştırılabilir. Genç hayvanlar infeksiyona erginlerden daha duyarlıdır.

Ağız yoluyla alınan basiller, ince bağırsakta lokalize olur, burada çoğalır ve granülomatöz bir yangının şekillenmesine neden olurlar. Konakçının immun direncine bağlı olarak infeksiyon ya atlatılır ya da hayvanların bir kısmı sağlıklı bir taşıyıcı olur. Taşıyıcı hayvanlarda etkenler, mukoza ve bölge lenf düğümlerinde yerleşir kalır. Bazı taşıyıcı hayvanlar, asemptomatik olarak yaşamları boyunca basilleri etrafa saçar ancak klinik hastalık geliştirmezler. Hastalığın uzun inkübasyon periyodundan dolayı, subklinik olarak infekte hayvanları gerçek asemptomatik taşıyıcılardan ayırmak zordur. Ergin gebe hayvanlarda ise mikobakteriler fetusa ulaşarak prenatal infeksiyonlara yol açabilirler. Aşılama infeksiyona engel olmaz, klinik semptomları engelleyebilir. İnkubasyon periyodu 2 yıldan fazladır.

İnkubasyon süresinin çok uzun olması nedeniyle klinik belirtiler geç ortaya çıkar. Bazı hayvanlarda hiçbir semptom görülmeyebilir. Klinik ve otopsi bulguları sığır ile koyun ve keçilerde benzerdir.

Teşhis

            Paratüberkülozun teşhisinde, kesin bir tanı yöntemi bulunmamaktadır. Dışkı ve rektum mukozasından alınan kazıntının Ziehl-Neelsen tekniği ile boyanması, basillerin varlığını ortaya koymada kullanılan en basit ve kolay bir yöntemdir. Mikroorganizmin izolasyonu, infeksiyonun kesin teşhisini sağlar. Ancak bakteriyolojik kültür metotları, tüm subklinik infeksiyonları tespit edemediği ve basilin izolasyonu için uzun (2-3 ay) bir inkübasyon periyodu gerektirdiğinden sınırlı bir değere sahiptir. Bakteriyolojik kültür, sadece her gram dışkıda 100 basilden fazlasını saçan hayvanlarda infeksiyonu tayin edebilir ve bu yüzden yanlış negatif sonuçlar verebilir.

           Polimeraz zincir reaksiyonu (PCR), oldukça yüksek  hassasiyeti olan ve özgüllüğe sahip bir testttir. Humoral immuniteyi tayin etmek için daha çok agar gel immunodiffusion (AGID), enzime bağlı immunosorbent assay (ELISA) ve komplement fikzasyon test (CF) gibi serolojik testlerden, hücresel immuniteyi tayin etmek için johnin ya da avian tuberculin gibi intradermal allerjik testlerden, lenfosit blastogenezis testi ve gamma interferon (IFN-γ)  testinden yararlanılmaktadır. Ancak mevcut serolojik ve immunolojik testlerin çoğu, önemli sayıda yanlış pozitif ve negatif sonuçlar verdiğinden, bu testlerin tanı amaçlı kullanımı da sınırlı bir değere sahiptir.

Kontrol ve Eradikasyon

           Hastalığın uzun inkübasyon periyodu, bazı hayvanların infeksiyona rağmen klinik semptom göstermemesi ve mevcut tanı testlerinin yetersizliğinden dolayı kontrol ve eradikasyonu güçtür. Sığırlarda sürü bazında hastalığın kontrolü, infekte hayvanların eliminasyonu, hastalığın yayılmasını önleyici hijyen tedbirlerinin alınması ve bazı durumlarda kalan hayvanların direncini arttırmak amacıyla yapılan aşılamalara dayanır. Bu amaçla birçok kontrol programları geliştirilmiştir. Yaygın olarak kullanılan bir yöntem, serolojik ve/veya allerjik testlerin kullanımı ile taşıyıcı hayvanların identifikasyonu, kesime gönderilmesi ve kalan hayvanların birbirini izleyen iki test sonucu negatif oluncaya kadar 6 ayda bir teste tabi tutulmasıdır. Her 6 ayda bir dışkı kültürü yapılarak basil çıkaran tüm pozitif hayvanların ve son yavrularının kesimi daha tercih edilen bir metottur. Küçük ruminantlarda aşılama, hastalığın kontrolünde uygulanan en yaygın stratejidir. Sığırlarda, aşılı hayvanlar ömür boyu uygulanan tüberkülin (tüberküloz testi) testine pozitif cevap verebilir. Aşılamayı takiben tüberkülin testine karşı kros reaksiyonun gelişmesi, aşı kullanımını sınırlayan önemli bir faktördür.


KAYNAKLAR

1- Arda M, Minbay A, Leloğlu N, ve ark: Özel Mikrobiyoloji.(1999) No. 26, Medisan Yayın Serisi, Ankara.

2- Aydın N, İzgür M, Diker KS, ve ark. Veteriner Mikrobiyoloji (Bakteriyel Hastalıklar) (2006).Mycobacterium İnfeksiyonları.Yardımcı H. (Editör). İlke-Emek Yayınları, Ankara; 87-107.

3- Akay Ö, Aydın N, Arda M, Hazıroğlu R.(1984) Bir mink’te saptanan tüberkülozis olgusu üzerinde araştırma, Ankara, Üniv Vet Fak Derg;  31: 463.

4- Akay Ö, Hazıroğlu R, Kutsal O. (1985) Bir kedide rastlanan tüberküloz olgusu, Ankara Üniv Vet Fak Derg; 32: 438.

5 - Akçay E.,Sığır Tüberkülozu ; http://www.etlikvet.gov.tr/Vethalksagligi/Tüberküloz.htm

6- Ayele WY, Neill SD, Zinsstag J, Weiss MG, Pavlik I (2004); Bovine tuberculosis, an old disease but a new threat to Africa. Int J Tuberc Lung Dis; 8: 1–14.

 7- Anonim Office International des Epizooties, World animal health situation, Handistatus 2, Erişim:[www.oie.int/hs2/report.asp]. Erişim Tarihi: 08.04.2011.

8- Gümüşsoy KS, Atasever A, Aydın F, ve ark. (2007) Prevalence of tuberculosis in cattle in Turkey. Medycyna Wet.; 63 (3): 305-308.

9- Kübra A., Kapakin T., Alçığır G. (2009) bir Güvercinde Tüberküloz olgusu. Kafkas Üniv. Vet. Fak. Derg. 15(3): 477-479.

10-Morrıson , W.I., Bourne, F.J., Cox, D. R., Donnelly, C.A., Getınby, G. Mcınerney, J.P., Woodroffe, R. (2000). Pathogenesis and diagnosis of infection with Mycobacterium bovis in cattle. Vet. Rec. 146, 236-242.

11- World Organisation for Animal Health (OIE). Manual of Diagnostic Tests and Vaccines for Terrestrial Animals.Chapter 2.4.3.,Bovine tuberculosis.  http://www.oie.int/eng/normes/mmanual/A_00054.htm. NB: Version adopted by the World Assembly of Delegates of the OIE in May 2009

12- Hayvan Hastalık ve Zararlıları ile Mücadele Programı. T.C.Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Koruma Kontrol Genel Müdürlüğü, Ankara. 2005; 22-24.

13-  Yardımcı H, Ünal C.B, Ataseven L, Sareyyüpoğlu B.(2007): Sığır Tüberkülozunun Pcr ile Tanısı Ve Mycobacterium bovis’in spoligotiplendirme yöntemi ile genotiplendirilmesi.

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 54, 183-189

14- Yazıcıoğlu, Ö. Paratüberküloz, http://www.bornovavet.gov.tr/paratüberküloz.htm. Erişim Tarihi: 07.04.2011

15-TB is a disease listed in the World Organisation for Animal Health (OIE) Terrestrial Animal Health Code, 2009, (Chapter 1.2; Article (1.2.3) and must be reported to the OIE (Chapter 1.1 – Notification of Diseases and Epidemiological Information)

 


''